İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sosyal Fobi

bir hastalık düşünün ki ömrü hayatınız boyunca sizin peşinizi bırakmayan ve hayattan tat almanız gereken en güzel yılları, en güzel anıları ve en güzel yaşanmışlıkları elinizden çalarak yaşanacak hayatınızı yaşanamayan kılan. sosyal fobi halk dilinde rahatça iletişime geçememe olarak bilinir. ben yazarken bile gülüyorum ve inanıyorum ki size bile okuyunca komik geliyordur. içinizden şu soruyu duyar gibiyim. o ne lan? milletle rahatça iletişime geçememe diye hastalık mı olur. olur maalesef bal gibi de oluyormuş. her gün sokakta milyonlarca ve yeryüzünü de işin içine katarsak eğer milyarlarca insanın yaptığı şey olan başkalarıyla iletişim bu hastalıkla muzdarip olanlar için çekilmez bir azaptır. farkındaysanız başlık her ne kadar fobi olarak gözükse de bu fobi olmanın da ötesinde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır.

her fobi ve hastalığın ortaya çıkışında olduğu gibi bu illetinde bireyde ortaya çıkışı çocukluk zamanlarına dayanır. ergenlik çağına giren ve kendine kişilik ve karakter arayan birey eğer ki o en sakat dönemi sağlıklı geçiremezse bu fobiye yakalanma riski yüksek olur. ergenlik döneminde belki lise yıllarında olur belki dershane zamanlarında olur içine kapanık, duygularını tamamen içinde yaşayan ve lise hayatı boyunca doğru düzgün bir sevgili bile edinememiş bireyler yıllar geçtikçe bu handikapları karakterine bir nakış gibi işlenerek ilerisinde sonrası ki yaşlarında o dikişi yırtılamayan bir elbise giyerler üstlerine. genel anlamda bakıldığında insanlar doğuştan pozitif veya negatif doğarlar. yani hayattan zevk almasını bilen, yüksek özgüvenli olumlu pollyannalar ve manik depresifli anti pollyannalar şeklinde. hoş insan anne karnından çıkarken ağzında puro, elinde viski marjinal entelektüel havasında ahahaha diye gülerek dünyaya merhaba demiyor özgüven zamanla kazanılıyor. aynı şekilde içine kapanık, a sosyal kişilikte zamanla kazanılıyor.

bir nevi depresyonun amcası olan bu hastalığa sahip bireylerin bazı ortak noktaları vardır. bu noktalar…
– toplum içinde rahat yemek yiyememek ( simit sarayında simit yemeyi kastetmiyorum. mesela restoranda yemek yiyemezler. çatal bıçağı nasıl tutacağım kaygısı, kalkarken garsona el kol hareketi yapıp hesabı masaya isteyememe kaygısı gibi)
-eğer ünide okuyorlarsa geç kaldığı bir ders sonrası hoca arıza çıkarmasa bile kesinlikle 80 kişilik amfiye giremezler. yok yazılma pahasına olsa bile.
-toplum içinde konuşma yapamazlar. hatta bırak 30 kişilik bir gruba kürsüden konuşmayı yapmayı 10 kişilik bir grubun oturduğu taraftan bile geçerlerken sıkılırlar hele ki grubun çoğunluğu kız ise vay hallerine. yürüyüşleri değişir ve kendi içlerinde tüm kızlar bana bakıyor kesin benim hakkımda konuşacaklar diye geçirir.
-zirvelerde veya hiç tanımadı gruplarda yeni tanışılan kişilerle kolay kolay diyaloğa giremezler. hep ilk atağı karşıdan beklerler. soru soruldukça konuşurlar.
-samimi olmadığı insanların gözünün içine bakamazlar.
-toplu taşıma araçlarında karşılıklı oturamazlar.
-az tanıdığı veya çok samimi olsa bile bir arkadaşına denk gelse görmemezlikten gelme ve muhabbete girmemek için yolunu değiştirmeye varan bin bir türlü şaklabanlık yaparlar.
-karşı cins ile olan ilişkilere değinmiyorum bile. bir kızla çıkmaları zulüm gibidir. konuşacak konu bulamama sıkıntıları ilişkiden alacakları zevki minimuma indirir.
-toplulukta telefonla konuşamazlar hatta ne acıdır ki evde tek başına olsalar bile tanımadıkları numaraları bile açamazlar ve gene az samimi olduğu kişiler arasalar bile telefonlarına cevap vermezler sonrasında tel şarjdaydı ayağına yatarlar.
-çeşitli spor faaliyetlerinde -fitness, pilates- gibi bulunmak ölüm gelir. spor salonunda rahat edemezler ki es kaza modern veya latin danslarına gitmelerine değinmiyorum bile.
-belki de bu özelliklerinden en acı olanı misafire gitme ve misafir kabul etme sıkıntısıdır. ya çok samimi olduğu tanıdık veya akrabalarına giderler ki orda da muhabbete pek katılmazlar kafalarına göre takılırlar, ya da samimi olmadıkları misafirliğe gitmezler bile. kendi evlerine kendi arkadaşlarını bile misafir etmek isterler ama kasılırlar. tıkanırsam, susarsam, konuşacak konu bulmalıyım, dağılsın şu sessizlik anı gibi içini yerler.

bu illetle mücadele etmek istiyorsanız ve bunu yenmek istiyorsanız bilmeniz gereken bazı noktalar vardır. kendinizde de bu fobinin olduğuna kanaat getiriyorsanız eğer çeşitli internet sitelerine girip sosyal fobi testini yapın kendinize. testin sonucuna göre durumdan yırtma veya bataklığın dibine kadar batmış olma durumunuzu görürsünüz. test sonucu arada olur öyle çıkmışsa eğer herhangi bir psikolojik ve prof. danışmaya gerek duyulmaz ama durum sandığınızdan daha vahimse ve yukarda saydığım maddelerin çoğu sizde varsa artı bir dışarıdan destek elzemdir. ilk önce bu hastalığın olduğunu kabul edin. bakın hastalığı kabul edin derken onun gücünü bilin ama o güç karşısında ezilmeyin diyorum. azimli ve istekli olun bu pezevengi yeneceğinize kendinizi inandırın. şunu bilmelisiniz ki bu cephe savaşınız bir ömür boyu devam edecek ve sakın ama sakın karşı taraf beyaz bayrak çekse bile kendinizi salmayın. sinsidir bu pezevenk en beklenmedik anda gene ortaya çıkar ve savaşına devam eder. bu hastalığı yenmek için diğer bütün korkularda olduğu gibi üstüne gidin. misal restaurantta yemek yemekten mi korkuyorsunuz hemen gidin en yakın restauranta ve balık sipariş ederek ellerinizle yiyin. öğrenciyseniz eğer bilumum sosyalleşme aracı olan çeşitli modern ve latin dans topluluğuna, fotoğrafçılık, tiyatro, edebiyat gibi gruplara üye olun. burada sosyalleşme iyi gelir. bunlar yetmezse bir koşu gidin ve spor salonuna yazılın. herkesin içinde fitness yapın ve olmadı pilatese yazılarak 20 kadın arasında tek erkek olarak çıkın aslanlar gibi pilatesinizi yapın. bir tane uzun süreli ve ciddi kız arkadaş edinin onunda baya baya faydası dokunur. birebir müşteriyle muhatap olacağınız, satış elemanlığı, pazarlama, hizmet sektörü gibi işlerde çalışın. gidin cafede veya barda çalışın. yazın otele gidin ve garsonluk veya barmenlik yapıp her gün onlarca turistle ve müşteriyle saatlerce diyaloğa girin bununda baya bir faydası dokunur. tüm bunların yanında psikologdan da yardım alabilirsiniz ama psikologun yapabileceği şey sınırlıdır. sorunu belirler, anti deprasan ilaçlar verir ve sonuç olarak iş yine sizde biter. o ilaçları okçular olarak hayal edin sizde süvari birliğisiniz ve unutmayın sadece okçularla savaşı asla kazanamazsınız.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    %d blogcu bunu beğendi: